This is a private story and was not reviewed by Storybird moderators.
BİR MÜBADELE ÖYKÜSÜ
Halukia
İzzet Leblebici
Milli mücadele bitmiş,tüm vatan özgürlüklerini geri almanın sevincini yaşıyordu.Yurdun birçok ilinde kutlamalar yapılıyor,ulu gazi ve silah arkadaşlarının zaferleri coşkuyla kutlanıyordu.Rumu,Türkü,Ermenisi,Kürdü demeden tüm vatan topyekün savaşın kazanılmasından büyük bir kıvanç duyuyordu.Türkiye için güzel günler başlıyordu.İsmet Paşa ve temsilciler heyetinin Lozan’a barış antlaşması yapmak üzere gitmesi halkın heyecanını doruklara taşımıştı.Tüm memleketin istikbali o antlaşmaya bağlıydı. İsmet Paşa Lozan’dan zaferle dönerse ancak savaş gerçekten kazanılmış olacaktı.
İsmet Paşa ilkin istediği şartları kabul ettiremediği için geri dönse de ikinci toplantıda tatmin edici bir antlaşma imzalayarak yurda geri dönmüştü.Ancak yıllar süren harplerden yorgun düşen Türkiye birkaç konuda taviz vermek mecburiyetinde kalmıştı.Bu tavizlerden biri de mübadele yapılmasıydı.Lozan’da Türkiye’de yaşayan Ortodoks Türklerle ve Yunanistan’da yaşayan Müslüman Rum uyruklu vatandaşlarla nüfus değişimi yapılması kararı alındı.
Haluk ve ailesi de bu mübadele yapacak ailelerden biriydi.Haluk yedi yaşında annesi,babası,kız kardeşi ve ninesiyle Karaman’da yaşardı.Ailesi Ortodoks ve Türktü.Karamanın en seçkin ailelerinden biriydiler.Burada bir hayli mutlu bir yaşam sürüyorlardı.Haluk’un komşuların çocuklarıyla arası çok iyiydi.Arkadaşlarıyla evlerinin bahçesinde,kasaba meydanındaki çınarın gölgesinde doyasıya oyunlar oynardı.Ancak bu mutlu anılarla dolu hayatları Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla bitti.Artık bu güzel yuvalarına veda etme vakti gelmişti.Mübadele yapacak insanları sancılı günler bekliyordu.Ve bu duruma politikacılar duyarsız kalıyordu.Ne de olsa yöneticiler için insan değil,devletlerin yüce çıkarları söz konusuydu.
Haluk,annesi Esme,babası Yakup,ninesi Şerife ve kız kardeşi Ayşe değerli eşyalarını topladılar.Altınlarını yataklara doldurdular ve yola revan oldular.Haluk gitmeden önce evine özlemle baktı.Yanına sadece çok sevdiği oyuncak gemisini alabilmişti.Diğer oyuncakları evlerinde kalmış,onları almasına ailesi izin vermemişti.Haluk evden uzaklaştıklarında ağlamaya başladı.Gitmek istemiyordu.Çocukluğunu geçirdiği bahçeleri,ilk oyunlarını daha ırk ve din farkı bilmeksizin arkadaşlarıyla bir arada oynadıkları oyunları,kocamış çınarın gölgesindeki meydanı,bir kapısı yanı başındaki kiliseye açılan camilerin bir başka ruhani alem ile iç içe geçmiş dünyalarını,birkaç dilin birbirine karışarak konuşulduğu pazarları,acısıyla tatlısıyla tüm bir hayatı geride bırakıyordu.
İki öküzün çektiği pek mütevazı bir kağnıya altın yükledikleri yataklarını ve diğer eşyalarını yüklediler.Ardından kağnıya bindiler ve hiç bilmedikleri,görmedikleri bir diyara doğru yola koyuldular.Zorlu yolculuğun ardından İzmir’e vardılar.Buradan gemilerle mübadiller,Yunanistan’daki yerleştirilecekleri şehirlere götürüleceklerdi.Esme ve Yakup korkuyorlardı.Nine Şerife ve kızları Ayşe rahatsızlanmıştı.Hastalıklarını bilmiyorlardı.Tek bildikleri ateşlerini bir türlü düşüremedikleriydi.Kağnıdan indiler,eşyalarını ve altın yüklü yatağı alıp diğer mübadillerle beraber gemiye bindiler.Gemi bu kadar çok mübadili taşıyamayacak kadar küçüktü.Tüm oturma yerleri rüzgar alıyordu ve akşamları çok soğuk oluyordu.
Yine soğuk bir akşam gemide bir telaş yaşanIyordu.Şerife ninenin ateşi iyice yükselmişti.Kadıncağız titremekten konuşamaz hale gelmişti.Gemide hekim yoktu.Nineyi yatırdılar üstünü battaniyelerle sardılar.Mübadiller eldeki imkanlarla ninenin ateşini düşürmeye çalışsalar da ellerinden pek bir şey gelmiyordu.Yakup annesini kaybetmek istemiyordu.Esme’nin ağlamaktan gözünde yaş kalmamıştı.Yakup annesinin elini sımsıkı kavradı.Şerife yavrusuna bir ana şefkatinden de öte bir aşkla bakıyordu.Şerife’nin gönlü ferahtı.Yakup ve Esme gibi haline üzülmüyordu.Yattığı yerden oğlunun elinden destek alarak doğruldu ve Yakup’un kulağına fısıldadı “Benim için üzülme oğlum,gitme vakti çoktan gelmişti.Evlatların ve çocuklarının canı için benim gidişime üzülme.Ailem sana emanet aslan oğlum.”dedi.Yakup panikle “Hayır anne,iyileşeceksin.Karaya gelmemize çok az kaldı.Yunanistan’da doktorlar seni iyileştirecek.Biraz daha dayan.”dedi Yakup.Ancak annesi çoktan hayata gözlerini yummuştu bile.Yolcular ninenin ölüm nedenini bilmedikleri için bulaşıcı bir hastalıktan dolayı vefat ettiğini varsayarak Yakup ve Esme’nin diretmelerine rağmen bu devlet anayı denize atmaya karar verdiler.Yakup çığlıklar içinde onları durdurmaya çalışsa da annesinin denize atılmasına mani olmadı.Zavallı anasının bir mezarı bile olmayacaktı.
Haluk ve Ayşe olup bitenin farkında bile olmadan yolculuğun keyfini çıkartıyorlardı.Haluk oyuncak gemisiyle hayallere dalıyor,kendini Odysseia destanındaki Odysseus gibi hissediyordu.Onun gibi bir maceraya atılmıştı.Uzak bir diyara gidiyordu.Ancak tıpkı Odysseus nasıl Truva şehrinden İthake’ye döndüyse o da yurduna bir gün döneceğine tüm kalbiyle inanıyordu.
Bir süre daha denizde yolculuk ettikten sonra gemi Kavala limanına vardı.Yakup ve Esme eşyalarını koYdukları odaya gittiler.Ancak dehşet verici bir sahneyle karşı karşıya kaldılar.Yatak dışında tüm eşyaları çalınmıştı.İçinde aile fotoğraf albümünün bulunduğu çantada ortada yoktu.Yatağı Yakup’un sırtına yüklediler ve Esme iki çocuğunun elinden tutarak gümrüğe yöneldiler.Gümrükten geçtikten sonra onlara verilen harita üzerinde işaretli olan evlerini aramaya koyuldular.Ayşe’nin ateşi giderek yükseliyordu.Annesi panikten fark edememişti.Ayşe yürürlerken birden fenalaştı.Esme telaşla etraftan yardım istemeye gitti.Yakup,kıza nasıl müdahale edeceğini bilmiyordu.Esme’nin getireceği yardımı bekliyordu.Ancak zavallı esme Rumca bilmediği için bir türlü derdini kimseye anlatamadı.Uzun arayışının ardında nihayet Türkçe bilen birine rastladı.Adam doktor çağırmasına yardım etti.Doktor ve Esme hızla Ayşe’ye yetişmeye çalışıyorlardı.Lakin ne kadar hızlı olmaya çalışsalar da her şey için artık çok geçti.Ayşecik çoktan hayatını kaybetmişti.
Esme Ayşe’yi sırtına aldı ve onu taşınacakları eve kadar sırtında taşıdı.Onlara verilen ev pek küçüktü.Beyaz mermer duvarları,gök mavisi panjurları vardı.Ev iki katlıydı.İkinci katta arka bahçeyi gören bir balkon vardı.Odalar boştu.Evin içi karanlık bir mağarayı andırıyordu. Yakup yatağı yerleştirdikten sora Esme’yle beraber güzel kızları Ayşe’yi evlerinin bahçesine gömdü. Esme’nin çığlıkları tüm mahallede yankılanıyordu.Güzeller güzeli kızını bu kadar küçük bir yaşta kaybetmek yüreğini çok acıtıyordu.Zavallı anne canına kıymak istiyordu.Ancak bunu yapamazdı. Haluk’u bu zalim dünyada kimsesiz bırakamazdı.
Aradan yıllar geçti.Haluk ve ailesi Kavala’da zorlu günler geçirdi yıllarca.Türk tohumu diye etiketlenerek dışlandılar.Memleketlerindeki insanların dostluğunu burada bulamadılar.Anne Esme evlat acısına uzun süre dayanamayıp Ayşe’nin ölümünden kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.Baba Yakup ve Haluk yıllarca dişleriyle tırnaklarıyla hayat mücadelesi verdiler.Lakin Yakup’un da ölümünün ardından Haluk yalnız kaldı.Bir süre yalnız başına yaşamını sürdüren Haluk evinde dolanırken çok eskiden sahip olduğu gemi oyuncağını bulmasıyla birden yüreğinde yaşama umudu yeşerdi. Odyyseus’un yurduna dönme vakti gelmişti.Defalarca yurduna dönmeyi denedi ancak siyasi sebeplerden dolayı bir türlü Türkiye’ye giriş yapamadı.Yıllar sonra nihayet Türkiye’ye dönme fırsatı eline geçti.Haluk bu haberi duyduğunda sevinçten ne yapacağını şaşırdı.Elinde oyuncak gemisini aldığı gibi Türkiye’ye giden vapura bindi.İzmir’de indikten sonra Karaman’a giden bir otobüse bindi.Saatlerce otobanda mide bulandırıcı bir yolculuk yaptıktan sonra nihayet Karaman’daydı.Terminalden yürüyerek evinin bulunduğu mahalleyi sora sora yürüdü.Uzun bir arayışın ardından nihayet mahallesindeydi.Meydandaki çınarı görünce ossaat gözleri doldu.Arkadaşlarıyla çınarın etrafında oynadıkları oyunla aklına geldi.Meydana teğet geçen evinin bulunduğu sokağa yöneldi.Sokakta bir süre ağır ağır yürüdükten sonra nihayet hasetinden yanıp tutuştuğu evine vardı.Haluk tıpkı Odysseus gibi yurduna dönebilmişti.Yolculuğe esnasında tıpkı Odysseus gibi pek çok acı çekmişti. Odysseus gibi tüm yol arkadaşlarını yitirmesine rağmen evine kavuşabilmişti.Odysseia destanına taş çıkartan bir hayat yaşamıştı Haluk.Onun destanın adı da Halukia’ydı.

Add your comment

Sign into Storybird to post a comment.

Create an account

Create an account to get started. It’s free!

Sign up

or sign in with email below